Biyoviskozitenin pulmoner hipertansiyon tanı ve sınıflandırmasına etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: KADİR ÖZÇINAR

Danışman: İBRAHİM BAŞARICI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş: Pulmoner Hipertansiyon (PH), pulmoner vasküler yatakta artmış direnç ve buna bağlı gelişen sağ ventrikül disfonksiyonu ile karakterize kronik ve progresif seyirli hemodinamik bir bozukluktur. PH'un hemodinamik değerlendirilmesinde sağ kalp kateterizasyonu ile hesaplanan pulmoner vasküler direnç (PVR), hem tanısal sınıflandırmada hem de prognoz belirlenmesinde temel parametrelerden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak geleneksel PVR formülü, kanın Newtonyen bir akışkan olduğu varsayımıyla biyoviskoziteyi sabit bir değişken olarak ele almaktadır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Pulmoner Hipertansiyon (PH) hemodinamisine sahip hastalarda klasik pulmoner vasküler direnç (PVR) ile biyoviskoziteye göre düzeltilmiş pulmoner vasküler direnç (aPVR) arasındaki ilişkiyi, yöntemler arası uyumu ve biyoviskozite düzeltmesinin PH tanı ve hemodinamik sınıflandırma üzerindeki olası etkisini değerlendirmektir. Ayrıca hemoglobin düzeyine göre tanımlanan anemi, normositemi ve polisitemi alt gruplarında PVR'nin sınıflandırma performansının değişip değişmediğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Sağ Kalp Kateterizasyonu raporlarında PH hemodinamisi (mPAB > 20 mmHg) olan 267 hasta dahil edildi. Hastalar ESC Pulmoner Hipertansiyon Tanı ve Tedavi Kılavuzu'nda yer alan klinik sınıflamaya göre grup 1–5 PH alt tiplerine ayrıldı. Ayrıca hemoglobin düzeyine göre anemi, normositemi ve polisitemi grupları oluşturuldu. PVR ve aPVR arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile, iki ölçüm arasındaki fark Wilcoxon testi ile, yöntemler arası uyum ise Bland–Altman analizi ile değerlendirildi. Ek olarak, çalışmaya dahil edilen tüm hastalarda (n=267), Prekapiller PH grubunda (n=229) ve Postkapiller PH grubunda (n=38) aPVR referans alınarak PVR'nin sınıflama performansı gerçek negatif, yalancı negatif, yalancı pozitif ve gerçek pozitif oranları üzerinden incelendi. Bulgular: Çalışma grubunun demografik özellikleri incelendiğinde grubun çoğunluğunun (%66,7) kadın hastalardan oluştuğu görülmüştür. Klinik ölçümler neticesinde, olguların %85,8'inin Prekapiller PH (PAWB değerinin ≤15 mmHg) hastalarından oluştuğu saptanmıştır. Tüm hastalarda PVR ile aPVR arasında çok güçlü pozitif korelasyon bulundu (r=0,931; p 0,05); ancak sınırlı düzeyde orantısal yanlılık gösterildi (slope = -0,073; p = 0,043 < 0,05). Genel uyum oranının %91,0, uyumsuzluk oranının ise %9,0 olduğu tespit edildi. PH grupları arasında hemoglobin ve hematokrit dağılımlarının anlamlı farklılık gösterdiği; en yüksek hemoglobin ve hematokrit değerlerinin PAH grubunda ve özellikle Eisenmenger ilişkili KKH-PAH alt grubunda, en düşük hemoglobin ve hematokrit değerlerinin ise Sol Kalp Hastalığına Bağlı PH grubunda olduğu tespit edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalarda (n=267) aPVR referans alınarak PVR'nin sınıflama performansı değerlendirildiğinde, tüm kohortta gerçek pozitif oranı %76,0, gerçek negatif oranı %15, yalancı negatif oranı %7,1 ve yalancı pozitif oranı %1,9 olarak bulundu. Hemoglobin alt grupları incelendiğinde Anemi grubunda (n=79) gerçek pozitif oranı %72,1, yalancı negatif oranı %19 ve gerçek negatif oranı %8,9; Normositemi grubunda (n=162) gerçek pozitif oranı %74,6, gerçek negatif oranı %20,4, yalancı negatif oranı %2,5 ve yalancı pozitif oranı %2,5; Polisitemi grubunda (n=26) ise gerçek pozitif oranı %96,2 ve yalancı pozitif oranı %3,8 olarak saptandı. Bu sonuçlar, biyoviskozite düzeltmesinin özellikle anemi ve polisitemi varlığında PH'un hemodinamik sınıflandırmasını değiştirebileceğini ve tanı/tedavi süreçlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Sonuç: PVR ile aPVR arasında genel olarak güçlü korelasyon ve yüksek sınıflama uyumu bulunmakla birlikte, iki yöntem bazı durumlarda ayrışabilmektedir. Biyoviskozite düzeltmesinin etkisi tüm PH popülasyonunda homojen olmayıp özellikle hemoglobin düzeyindeki sapmalarda ve seçilmiş klinik alt gruplarda belirginleşmektedir. Biyoviskozite düzeltmesinin, özellikle anemi ve polisitemi gibi hematolojik sapmaları olan PH hastalarında tanısal doğruluğu anlamlı düzeyde etkileyebileceği saptanmıştır. Geleneksel PVR hesaplamasının, anemik hastalarda vasküler direnci olduğundan düşük gösterebileceği, polisitemik hastalarda vasküler direnci olduğundan yüksek gösterebileceği tespit edilmiştir. Bu bulgular, biyoviskozitenin PH hastalarında hemodinamik değerlendirmenin göz ardı edilmemesi gereken bir bileşeni olduğunu ve aPVR'nin özellikle anemi veya polisitemi bulunan hastalarda klasik PVR yorumunu saflaştıran tamamlayıcı bir parametre olabileceğini düşündürmektedir.