Ortaköy (Kumluca, Antalya) bölgesinde gözlenen hidrotermal alterasyonlar ile cevherleşmelerin, jeolojik, jeokimyasal, kökensel ve altın potansiyeli açısından incelenmesi


Creative Commons License

Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NYAMSARI DANIEL GANYI

Danışman: Mustafa Gürhan Yalçın

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışma, Antalya Kompleksi'nin GB Gödene Zonu içerisinde yer alan Ortaköy

sınırları içindeki birimlerin jeokimyasal incelenmesini ve kıymetli metal potansiyelleri

açısından incelenmesini konu alan bir çalışmadır. Gödene Bölgesi, Antalya ili, Kumluca

ilçesinin yaklaşık 15-20 km kuzeyinde yer almaktadır. Bu araştırmada bölgede yer alan altı

jeolojik formasyonun dört tanesi (Kırkdirek, Karadere, Çandır ve Alakırçay) ile bazı akarsu

çökelleri ayrıntılı olarak incelenmiştir..

İncelenen dört formasyonun içerdiği kayaç türleri: serpantinit, mikrit, çört, kumtaşı,

silttaşı, çamurtaşı, kiltaşı, mikrokonglomera, bazalt, spilit ve spilit bazaltır. Toplamda

araziden otuz bir (31) kayaç ve tortu örneği derlenmiştir.

Volkanik kayaçtaki baskın mineraller analsim, ojit, amfibol ve plajiyoklaz olarak

saptanmıştır. Minerallerin dokusal ilişkileri kaya örneklerinin oluşum derinliklerine göre

farklılıklar göstermektedir. Bölgede iki modlu bir volkanizmanın meydana geldiği

düşünülmektedir. Serpantinitlerin mineralojisi, düşük dereceli metamorfizmanın yanı sıra

düşük tenörlü kromit ve manyezit cevherlerini ortaya çıkarmıştır.

Platin Grup Mineral (PGM) ve nabit Au içeren mineraller tespit edilememiştir.

Ancak, değerli metaller (Au, Pt, Ag ve Hg) cevher tenörlü konsantrasyonlarına göre çok

düşük konsantrasyonlarda tespit edilmiştir. Platin, Ni-Co mineralizasyonu tarafından

barındırılmıştır. Au oluşumları ultramafik ve mafik kayaçlarda Cu ve Ni ile, akarsu

çökellerindeki sülfürle ve kiltaşında SiO2 ile ilişkilendirilmiştir.

En yüksek Pt konsantrasyonu serpantinitlerde (10.0 ppb), en yüksek Au

konsantrasyonu ise silttaşlarında (50.6 ppb) saptanmıştır. Ortalama olarak, Pt

konsantrasyonları serpantinitlerde (7.25 ppb), kiltaşlarına (1.15 ppb), toprak (1.14 ppb),

silttaşlarına (1.13 ppb) ve bazaltlara (0.93 ppb) kıyasla daha yüksektir; Au konsantrasyonu

silttaşlarında (14.03 ppb) daha yüksektir, toprak (2.89 ppb), akarsu çökelleri (2.18 ppb),

kiltaşları (2.07 ppb), serpantinitler (0.61 ppb) ve bazaltlar (0.36 ppb); Ag konsantrasyonu

kiltaşlarında (33.5 ppb) serpantinitlere (18.88 ppb), toprağa (12.14 ppb), silttaşlarına (10.5

ppb), dere tortullarına (7.5 ppb) ve bazaltlara (6.86 ppb) kıyasla daha yüksektir; Hg konsantrasyonları toprakta (18,82 ppb) daha yüksektir, bunu takip edenler kiltaşları (18,5

ppb), dere tortulları (10,63 ppb), silttaşları (6,31 ppb), serpantinitler (4,31 ppb) ve bazaltlar

(6,86 ppb) şeklindedir.

Mineralleşmeyi, mineralize olmayan formasyonlardan ayırmak için kullanılan

Sr/Y'nin diskriminant grafiği incelendiğinde bölgede olası bir mineralizasyon

göstermemiştir. Ancak, birincil ve ikincil haleler, diğer analiz sonuçlarından elde edilen

verilerle karşılaştırılmıştır. Pt'nin bu mevcudiyeti ve değerli diğer metaller (Ir, Ru, Rh, Os ve

Pd) içeren bu alanın daha fazla araştırılması önerilmiştir. Kimyasal analiz sonuçlarına göre

çalışma alanının kuzeydoğu ve güney kesimi, mekansal dağılım haritaları kullanılarak

incelendiği zaman, sırasıyla nispeten yüksek Pt ve Au konsantrasyonları göstermiştirği

anlaşılmıştır.

Clr-biplot diyagramı, jeokimyasal olarak açıklanan elementlerin çok düşük

değişkenlik göstermiştirğini kanıtlanmıştır. Bu durum, bu elementlerin oluşumundaki ortam

türlerindeki farklılıklar ile açıklanabilir. Tüm örnekler, kapsamlı olarak değerlendirme

yapıldığı zaman üç ana kategoriye ayrılmıştır. Birincisi serpantinitler şeklinde olup Mg, Ni,

Cr, Co, Hf, Pt ve Nb ile zenginleştirilmiştir. İkincisi bazalt ve toprak şeklinde olup Ti, Na,

Al, Zr, Li, Ca, Zn ve V ile zenginleştirilmiştir. Üçüncüsü diğer tortul ortamlar şeklinde olup

Au, Pb, Cu, Ag, Ba, Mn, La ve Ce ve Y ile zenginleştirilmiştir. Özellikle bazaltların topraklar

için ana kaynak malzeme olduğu düşünülmüştür. Genel anlamda felsik magmatik kayaçlar,

tortulların ana kaynağı olarak düşünülmektedir.

Bazaltların ana magması, silikaya göre zayıf evrim göstermiştir, bu ayrıca olası bir

iki modlu magmatik kaynağı veya magmanın zayıf fraksiyonasyonunu doğrulamaktadır.

Serpantinitler, sıkışma tektonik rejimiyle kıtaya güvendikleri için hiçbir magmatik evrim

göstermediler.. Volkanik seri birlikteliği ayrıca magmatik kayaçların toleyitik ve kalk-alkali

karakterde olduğunu göstermiştir. Bu durum, volkanik bir yay kökenini veya kıta ve okyanus

kabuğu malzemelerinin bir karışımını göstermektedir.

Bazaltlar kimyasal içerik bakımından farklılık göstermiş ve Hf/Zr ilişkisi dikkate

alındığında, bir miktar düşük dereceli değişim gösterdikleri anlaşılmıştır. Bazaltlar

sedimentlerde herhangi bir değişiklik veya herhangi bir geri dönüşüm göstermemiştir.

Bununla birlikte, Hf/Zr ilişkisi, çökellerin ayrışma yaşadığını göstermiştir.

Bazaltlarda gözlenen Nb tükenmesi, düşük konsantrasyonlarının veya magmada

bulunmamalarının bir sonucu olabilir. Niyobyum ve nispeten yüksek Zr ve Ti

konsantrasyonlarının kabuk kontaminasyonundan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bazalt ve serpantinitlerdeki element konsantrasyonları için çok elemanlı

normalizasyon, ilkel manto, ortalama kabuk ve kondrit konsantrasyon değerlerine göre

yapılmıştır. Elementlerin ilksel manto ve kondrit konsantrasyonlarına göre zenginleşmeleri

gözlenirken, ortalama kabuğa kıyasla tükenme vardı. Rb, U, Pb, Sr ve P'nin zenginleşme,

kıta-okyanus yayı magmatizması ile ilgili kabuk kirliliği ile açıklanabilir.

Felsik, mafik ve kimyasal ayrışma parametreleri kullanılarak çizilen diyagram,

serpantinitler, iki bazalt numunesi ve silttaşı, kiltaşı, toprak ve akarsu tortusu numunelerinin

çoğunun bir dereceye kadar kimyasal ayrışmaya maruz kaldığını göstermiştir.

Saha gözlemlerine dayanarak, en az iki tektonik rejimin, bölgenin jeolojik yapısını

etkilediği düşünülmektedir. Birinci jeolojik rejimin volkanik kayaları biriktirdiği

düşünülmüştür. İkinci jeolojik rejimin bazaltları faylandırdığı, daykların yerleşmesini

kolaylaştırdığı, bazı kayaları tektonik breşik yapı kazandırdığı ve bölgedeki kayaçların bir

kısmını metamorfizmaya uğrattığı düşünülmektedir. Mineraloji ve melanj temelinde

bölgesel, hidrotermal ve dinamik metamorfik faaliyetlerin bölgeyi etkilediği saptanmıştır.