ABDURRAHMAN-I CÂMÎ'NİN (ö. 898/1492) BAZI FARSÇA RİSÂLELERİNDE TASAVVUFÎ DÜŞÜNCE (İnceleme- Metin)
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SAFİYE UYAR
Danışman: Şeyda Öztürk
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma Anadolu tasavvuf tarihinde Molla Câmî ismi ile mâruf Nakşibendî mutasavvıf Abdurrahman Câmî'nin (ö. 898/1492) Risâle-i Tehlîliyye, Şerh-i Hadîs-i Ebû Rezîn El- Ukayli, Suhanân-i Hâce-i Pârsâ, Risâle-i Şerâit-i Zikr risâlelerinde yer alan tasavvufî düşüncenin tespit ve tahlîlini içermektedir. Hacmen küçük olmakla birlikte zengin ve edebî bir tasavvufî muhtevanın yer aldığı söz konusu risâleler Abdurrâhmân-ı Câmî'nin vahdet-i vücûd ekolüne bağlı bir sûfî olmasının yanı sıra Nakşibendiyye tarîkının da önemli bir temsilcisi olarak literatürde yer aldığını göstermektedir. Bu risâlelerin ilkini oluşturan Risâle-i Tehlîliyye kelime-i tevhîd üzerine odaklanmış bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Kelime-i Tevhîdi oluşturan harfler üzerinden konuya yaklaşan Câmî harfleri dilbilim açısından ele almakta ve ilm-i hurûf çatısı altında yer alabilecek açıklamalar çerçevesinde konuyu temellendirmektedir. Câmî'nin konuyla ilgili tespitleri doğrudan atıfta bulunmamakla birlikte Fütûhat-ı mekkiyye'nin harfler bölümünü takip ettiğini göstermektedir. Çalışmanın ikinci eseri Câmî'nin hadis literatüründe yer alan meşhur "amâ hadisi" üzerine kaleme aldığı Şerh-i Hadîs-i Ebû Rezîn El-Ukayli risâlesidir. Muhtevâsını Ebû Rezîn'in "Allah âlemi yaratmadan evvel neredeydi?" şeklindeki sorusuna karşın Hz. Peygamber'in "Altında üstünde hava bulunmayan bir amâda idi" cevabını oluşturduğu hadis mutasavvıflar tarafından ayrı bir ilgiye mazhar olmuştur. Nitekim söz konusu hadis vahdet-i vücûd ontolojisinde ahadiyyet ve vâhidiyyet mertebelerini ifade eden bir tasavvuf terimi olan "amâ" kavramının çıkış ve esin kaynağıdır. Bu noktada Câmî'nin Şerh-i Hadîs-i Ebû Rezîn El-Ukayli başlıklı risâlesi hadiste yer alan "amâ" kavramının hangi mertebeye işaret ettiği sorusuna cevap aramakta ve konuyla ilgili tahlillerini bu yönde derinleştirmektedir. Çalışmanın ele aldığı üçüncü eser Abdurrahman-ı Câmî'nin Risâle-i Suhanân-i Hâce-i Pârsâ risâlesidir. Risâle Nakşibendiyye tarîkı şeyhlerinden Muhammed Parsâ'nın (ö. 822/1420) sözleri başlığını taşımakla birlikte muhtevâ yönüyle vahdet-i vücudu konu edinmektedir. Risâle'de Câmî'nin Gazâlî, Mevlânâ gibi mutasavvıflardan iktibaslarda bulunduğu görülmekle birlikte İbnü'l-Arabî terminolojisine son derece vakıf olduğu dikkat çekmektedir. Nitekim risâlede vahdet-i vücûd düşüncesinin anahtar kavramları arasında bulunan "vücûd", "vücûd-ı izâfî", "adem", "beka", "ahadiyyetü'l-cem", "hakîkatü'l-vücûd", "a'yân-ı sâbite", "halk-ı cedîd", "nefesü'r-rahmânî", "ıskatu'l-izâfât", taayyünât-ı zâtî", "taayyünât-ı ef'âl", "ittihâd" vb. terimlerin yoğunluğu bu etkinin güçlü varlığını ispat etmektedir. Çalışmamızı oluşturan son eser Câmî'nin Risâle-i Şerâit-i Zikr başlıklı risâlesidir. Abdurrahman-ı Câmî Risâle-i Şerâit-i Zikr'de Nakşibendiyye tarîkatı seyr u sülûkünde önemli bir yeri bulunan zikir, murâkabe ve râbıta unsurlarını sıralayarak açıklamaktadır. Ardından Nakşibendiyye'nin âdâb ve erkânının temel ilkelerinden vukūf-ı kalbî, vukūf-ı zamânî, vukūf-ı adedî, halvet der-encümen kavramlarını açıklamakta ve konuyla ilgili düşüncelerini tasavvufî teşbih ve metaforlarla zenginleştirmektedir. Risâle ayrıca o dönemin Nakşibendiyye-Nurbahşiyye ilişkilerine dair fikir veren birtakım ipucu bilgiler vermektedir.