Talasemi majör hastalarında kardiyak etkilenmenin gösterilmesinde copeptin'in rolü
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2016
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: Mesut Saka
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): OSMAN ALPHAN KÜPESİZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Talasemi hastalığı ülkemizde oldukça sık görülen kalıtsal bir kan hastalığı olup kesin tedavisi kök hücre naklidir. Kök hücre naklinin yapılamadığı durumlarda hayat boyu düzenli kan transfüzyonlarına ihtiyaç duyulur. Düzenli transfüzyonların neden olduğu demir birikimi tüm dokulara olduğu gibi kalbe de zarar verir. Demir birikimi ilişkili kardiyak olaylar bu hasta grubunda halen temel ölüm sebebidir. Bu yüzden, klinisyenler kardiyak komplikasyonları erken tanıyıp henüz geri döndürülebilir aşamada iken tedavi etmelidir. Bu kronik hastalıkla ilgili bilgiler son yıllarda artarken, yeni tanı, takip ve tedavi metodları da geliştirilmektedir. Talasemili olgularda demir yükünü ve transfüzyon ilişkili kardiyak etkilenmeyi saptamak için günümüzde kullanılan testler (ferritin, MRG, kardiyak belirteçler) sınırlı olma özelliğini korumakta olup kardiyak komplikasyonların erken tanınmasında ise yeterli olamayabilmektedir. İnsan vücudunda sıvı ve elektrolit dengesinden sorumlu olan arjinin vazopressin molekülü (AVP) ile hipofiz bezinden birlikte salınan ve invitro ölçümü AVP'e göre daha kolay olan, copeptin molekülü son yıllarda araştırılmaya başlanmıştır. Copeptinin miyokart infarktüsü ve kalp yetmezliği ile ilişkisini gösteren yayınlar bulunmaktadır. Literatürde ise talasemi major hastalarında copeptinin değerlendirildiği bir çalışmaya rastlanmadı. Bu çalışmada, talasemi major hastalarındaki kardiyak hasarlanmanın erken saptanabilmesi için kullanılabilecek yöntemler irdelendi, kıyaslamalar yapıldı. Hastalar MRG gruplarına ( MRI T2*<20 ve T2*≥20 ) göre ayrılarak kontrol grubu ile birlikte copeptin seviyeleri değerlendirildi. Hasta (n=59) ve kontrol (n=24) grubunun copeptin seviyeleri ve PW doppler/PWDD ekokardiyografileri karşılaştırıldı. Copeptinin yanında bazı kardiyak belirteçler (nt-proANP, ntproBNP, CK-MB, ultrasensitif troponin I) de ölçülüp MRG grupları arası karşılaştırmaları yapıldı. 74 Sonuçta, literatüre benzer olarak hasta grubunda yüksek çıkan nt-proBNP hariç gruplar arası belirteçler açısından anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arası copeptinde anlamlı farkın olmamasının sebebi, hasta grubumuzun çoğunlukla asemptomatik olmasına bağlandı. Doku doppler görüntüleme özellikle diastolik disfonksiyonu saptamaya ve kalbin global fonksiyonlarını değerlendirmeye olanak sağlayan, kalbin farklı bölgelerinde ölçümünde ve kardiyak dinamiklerin değerlendirilmesinde iyi bir metottur. Bizim çalışmamızda özellikle PWDD'de segmenter olarak ölçülen miyokardiyal performans indeksinin anlamlı sonuçlar vermesi bu tekniğin artık rutin uygulamalara girmesi gerektiğini düşündürmüştür. Yılda en az bir kez hastaların segmenter MPI değerlerinin hesaplanıp değerlendirilmesinin yapılması, tarafımızca önerilmektedir. Son olarak şunu belirtmek isteriz ki, hasta gruplarımız literatüre uygun olarak interventriküler septum T2* MRG sonuçlarına göre iki gruba ayrıldı. PWDD değerlendirmesi ise segmenter yapıldı. Her ne kadar septumdaki demir birikiminin total kardiyak demir birikimini yansıttığı bilinse de bölgesel demir birikiminin MRG ile ölçülüp, yine ölçülen bölgenin doku doppleri ile karşılaştırmasının daha değerli bilgi verebileceği kanısındayız ve gelecekte bu konuda çalışmalar planlanırken bu hususa dikkat edilmesini önermekteyiz.