Gazalî Öncesi Mütekellim Sûfîlerde Ulûhiyyet Tasavvuru


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Ayşe ÇELİK

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): SABRİ YILMAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Doğuşundan itibaren kelam ilminin en önemli konusu, Allah'ın varlığı, varlığının de-lilleri, birliği, sıfatları gibi farklı yönleri içeren ulûhiyyet meselesi olmuştur. İslam düşüncesinin önemli bir yönünü teşkil eden ilk dönem sûfileri de kelâmcıların ulûhiyyete dair tartışmalarından etkilenmişlerdir. Gazâlî (ö. 505/1111) öncesi sûfi düşünce geleneğini şekillendiren Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/857), Ebû Nasr es-Serrâc (ö. 378/988), Ebû Tâlib el-Mekkî (ö. 386/996), Kelâbâzî (ö. 380/990), Hücvîrî (ö. 465/1072), Kuşeyrî (ö. 465/1072) gibi belli başlı sûfiler de kendi bakış açıları ve anlayışları doğrultusunda bir ulûhiyyet tasavvuruna sahip olmuşlardır. İslam dininin temelini teşkil eden tevhid ilkesi, yani Allah'ın varlığı ve birliği hususu sûfiler için de son derece önemli bir konudur. Onlar da kelamcılar gibi Allah'ın varlığını is-patlamak üzere hudûs delili ile gâye ve nizâm deliline; birliğini ispatlamak üzere de burhân-ı temânu'ya başvurmuşlardır. Allah'ın sıfatları konusunda Mu'tezilenin yaklaşımını redden sûfiler, daha çok Eş'arilerin çizgisinde yer almışlardır. Onlar, zât-sıfat ilişkisi ve sıfatların izahında teşbihe düşmekten sakınarak sıfatların mâhiyet ve keyfiyetini açıklamaktan kaçınmışlardır. Allah'ın sıfatlarının tecelli alanı olan âlem ile Allah'ın ilişkisini ise sûfiler, O'nun ilim, irâde ve kudret sıfatlarını öne çıkararak, bilhassa irâde sıfatını da merkeze alarak açıklamaya çalışmışlardır. Allah'ın irâdesi ile muhabbet ve rızası arasında sıkı bir bağ gören sûfilere göre ilahi irâde, varlıklar arasında farklı bir konumda yaratılan insanın irâdesiyle serbestçe hareket etmesine engel teşkil etmez.