Ticari Bir Unsur Olarak Reklam ve Fıkhî Hükümleri
İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, cilt.0, sa.47, ss.47-73, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 0 Sayı: 47
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.59777/ihad.1758833
- Dergi Adı: İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi
- Derginin Tarandığı İndeksler: Index Islamicus, Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM), Academic Search Ultimate (EBSCO)
- Sayfa Sayıları: ss.47-73
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Akdeniz Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Reklam, tarihsel süreçte farklı biçim ve işlevlerle insan hayatında yer almış; özellikle modern dönemde teknolojik gelişmelerin etkisiyle yalnızca bir tanıtım ve bilgilendirme aracı olmaktan çıkarak bireylerin düşünce ve davranışlarını yönlendiren güçlü bir iletişim aracına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, reklamın ekonomik yönünün yanında etik, kültürel ve dinî boyutlarının da değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Günümüzde reklamların ulaştığı bu etki göz önünde bulundurulduğunda, Müslüman üretici, tüketici ve reklamcının söz konusu faaliyetler karşısındaki konumunun İslâm hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada reklam olgusu İslâm hukuku perspektifinden incelenmiş; helâl-haram ölçütleri esas alınarak reklamın içeriği, biçimi ve sunumuna ilişkin temel ilkeler ortaya konulmuştur. Literatür taraması yöntemine dayanan araştırmada klasik fıkıh literatürü yanında güncel akademik çalışmalar ve dijital verilerden de yararlanılmıştır. Çalışma; reklamın fıkhi sınırlarını belirlemeyi ve Müslümanlar için temel fıkhi-ahlaki ilkeleri ortaya koymayı amaçlar. Bu kapsamda öncelikle reklamın tanımı, tarihsel gelişimi, birey ve toplum üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada; reklam içeriklerindeki yanıltıcı unsurlar İslâm hukukundaki tağrîr ve tedlîs kavramları çerçevesinde incelenmiş; bu bağlamda yalan, hile, abartı ve rakibi karalama gibi unsurlar barındıran reklam uygulamalarının İslâmî ilkelerle uyuşmadığı sonucuna varılmıştır. Aşırı tüketimi tetikleyen reklamların, israf başta olmak üzere dinin temel değerleriyle bağdaşmadığı görülmüştür. Ayrıca haksız rekabeti teşvik eden reklamların câiz olmadığı, bireylerin nefsanî arzularını tahrik eden içeriklerin ve dinî metinlerin ticari amaçla kullanılmasının da İslâm’ın temel prensipleriyle çeliştiği belirtilmiştir. Sonuç olarak, İslam’ın temel prensiplerine aykırılık teşkil etmemek kaydıyla meşru ürün ve hizmetlerin tanıtımına yönelik reklam faaliyetleri dinen câiz kabul edilmektedir. Buna karşılık, sadece ekonomik çıkar gözetilerek dinî ve ahlâkî değerlerin ihlali suretiyle yürütülen reklam faaliyetleri meşru görülmemektedir. Bu bağlamda, reklamcılıkla doğrudan veya dolaylı biçimde ilgilenen tüm Müslüman bireylerin, fıkhî ve ahlâkî sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri gerekmektedir.
Throughout history, advertising has played a role in human life in various forms and with different functions; particularly in the modern era, driven by technological advancements, it has evolved from being merely a tool for promotion and information into a powerful means of communication that shapes individuals’ thoughts and behaviours. This transformation necessitates an assessment not only of the economic aspects of advertising but also of its ethical, cultural and religious dimensions. Given the influence that advertising exerts today, it is important to assess the position of Muslim producers, consumers and advertisers regarding such activities within the framework of Islamic law. In this study, the phenomenon of advertising has been examined from the perspective of Islamic law; fundamental principles regarding the content, form and presentation of advertising have been established, based on the criteria of what is halal and haram. The research, based on a literature review, draws upon classical fiqh literature as well as contemporary academic studies and digital data. The study aims to define the fiqh boundaries of advertising and to establish fundamental fiqh-ethical principles for Muslims. In this context, the definition of advertising, its historical development, and its effects on the individual and society have first been evaluated. In this study, misleading elements in advertising content were examined within the framework of the concepts of ‘taghrir’ and ‘tedlis’ in Islamic law; in this context, it was concluded that advertising practices containing elements such as lies, deception, exaggeration and the denigration of competitors are incompatible with Islamic principles. It was observed that advertisements triggering excessive consumption are incompatible with the fundamental values of the religion, particularly wastefulness. Furthermore, it was noted that advertisements encouraging unfair competition are impermissible, and that the use of content inciting individuals’ carnal desires and the exploitation of religious texts for commercial purposes also conflict with the fundamental principles of Islam. Consequently, advertising activities aimed at promoting legitimate products and services are deemed permissible in Islam, provided they do not contravene the fundamental principles of Islam. Conversely, advertising activities conducted solely for economic gain by violating religious and moral values are not considered legitimate. In this context, all Muslim individuals directly or indirectly involved in advertising must act with an awareness of their legal and ethical responsibilities.