9. Uluslararası-27. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, Antalya, Türkiye, 10 - 13 Aralık 2025, ss.203-204, (Özet Bildiri)
ÇOCUKLARDA ERKEN ERGENLİK: ANTROPOMETRİ, YAŞAM TARZI VE ÇEVRESEL ETKENLERİN DEĞERLENDİRILMESİ Kürşat Çetin1, Emsal Çetin2, Mesut Parlak1, Hale Tuhan1
1 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı
2 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Giriş-Amaç: Ergenlik, bireyin çocukluktan erişkinliğe geçişini sağlayan, cinsiyet hormonlarının etkisiyle başlayan fiziksel ve hormonal değişim sürecidir. Kız çocuklarında 8 yaşından önce, erkek çocuklarındaysa 9 yaşından önce sekonder seks karakterlerinin ortaya çıkması erken ergenlik olarak değerlendirilir. Erken ergenlik, hem fiziksel hem de psikososyal gelişimi etkileyebilen önemli bir endokrinolojik bozukluktur. Bu durum, kemik maturasyonunun hızlanmasına bağlı olarak boy kısalığına, duygusal stres, anksiyete ve sosyal uyum problemlerine yol açabilir. Santral ve periferik olmak üzere ikiye ayrılır; santral formu genellikle idiopatiktir ve gonadotropin bağımlıdır, periferik form ise hormon üreten tümörler veya dış kaynaklı steroidlerle ilişkilidir. Kızlarda daha sık (10.000:1), erkeklerde ise daha nadir (100.000:1) ve genellikle organik nedenlere bağlıdır. Görülme sıklığı; coğrafya, ırk, beslenme, sosyoekonomik durum ve çevresel faktörlere göre değişebilir. Bu çalışmada, erken ergenlik tanısı almış çocukların tanımlayıcı özellikleri, risk faktörleri ve yaşam tarzı ile ilişkili etkenler incelenmiştir.
Gereç-Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’na erken ergenlik şüphesiyle 01.06.2024- 01.06.2025 tarihleri arasında başvuran toplam 930 olgu değerlendirilmiştir. Fizik muayene bulguları ve serum gonadotropin düzeyleri esas alınarak 623 hastada erken ergenlik tanısı dışlanmıştır. Periferik erken ergenlik saptanan 8 olgu ile santral organik patoloji belirlenen 3 olgu çalışma kapsamı dışında bırakılmış, böylece idiopatik santral erken ergenlik tanısı alan 296 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzı özelliklerini ve endokrin bozucu ajanlara maruziyet durumlarını değerlendirmek amacıyla ailelere 09.06.2025–14.07.2025 tarihleri arasında online yapılandırılmış bir anket uygulanmıştır. Ayrıca, antropometrik veriler, başvuru yakınmaları ve eşlik eden sistemik hastalık bilgileri, hasta ve ebeveyn onamı alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, ilgili etik kuruldan onay alınmıştır.
Bulgular: Hastaların ilk başvuru yaş ortalaması 7,8±1,2 yıl ve %94,6’sı kızdı. Loprolid asetat tedavi başlangıç yaşı ise ortalama 8,2±1,5 yıldı. En sık başvuru şikayeti kızlarda meme gelişimi (%82,1) ve pubik kıllanma (%10,7) olup erkeklerde ise pubik kıllanma (%44,4) ve ter kokusu (%22,2) idi. Hastaların %15,2’sinin ailesinde erken ergenlik öyküsü vardı. Hastaların %7,1’ine hashimato tiroiditi, %4,1’ine konjenital adrenal hiperplazi ve %3,4’üne farklı sistemik hastalıklar eşlik ediyordu. Hastaların ortalama boy SDS (Standart Deviyasyon Skoru) değeri +1,3 ± 0,5 olup, çoğunluğunun yaş grubu ortalamasının üzerinde boya sahip olduğu görüldü. Ağırlık SDS ortalaması +1,8 ± 0,6, vücut kitle indeksi SDS ortalaması ise +1,6 ± 0,4 olarak saptandı; bu değerler, grubun genel olarak fazla kilolu sınıfında değerlendirildiğini göstermektedir. Hastaların %9,5’i düzenli olarak profesyonel sporla ilgilenirken, %33,8’i sedanter yaşam tarzına sahipti (günde 60 dakikanın altında orta-şiddetli fiziksel aktivite: yürüyüş, koşu, aktif oyun vb.). Katılımcıların %50,7’sinde günlük ekran maruziyeti 2 saatin üzerindeydi. Beslenme alışkanlıklarına bakıldığında, hastaların %37,2’si haftada >=2–3 kez fast food tükettiğini, %63,5’i ise her gün en az bir kez paketli veya işlenmiş gıda tükettiğini bildirmiştir. Su tüketim kaynakları incelendiğinde; hastaların %20,3’ü arıtma sistemi, %66,5’i plastik damacana, %13,2’si ise musluk suyu kullandığını belirtmiştir. Fitoöstrojen içeriği yüksek olabilecek ürünlere maruziyet açısından değerlendirildiğinde;
• %8,5’i soya içerikli ürün,
• %86,2’si çiftlik tavuğu,
• %10,1’i arı sütü veya propolis,
• %9,5’i bitkisel çay ya da takviye ürün,
• %10,8’i lavanta içeren kozmetik veya bakım ürünleri kullandığını belirtmiştir. Psikososyal destek açısından, hastaların %18,6’sı psikolog veya psikiyatrist takibi altındayken, %7,4’ü aktif olarak psikiyatrik ilaç kullanmaktaydı.
Sonuç ve Öneriler: Hastaların önemli bir kısmı yaş grubuna göre ortalamanın üzerinde boya ve fazla kilolu vücut yapısına sahiptir. Hastaların üçte birinden fazlası sedanter yaşam tarzı sürdürmekte, yarısından fazlası ise önerilenin üzerinde ekran maruziyetine sahiptir. Fast food tüketimi ve paketli/işlenmiş gıda tüketim oranları, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının bu hasta grubunda yaygın olduğunu göstermektedir. Su tüketiminde en sık tercih plastik damacana kullanımıdır. Fitoöstrojen içeriği yüksek olabilecek ürünlere yaygın maruziyet dikkat çekicidir. Ayrıca hastaların yaklaşık beşte biri psikolojik destek almakta olup, bir kısmı psikiyatrik ilaç kullanmaktadır. Olgularımızın erken ergenliği olmayan sağlıklı çocuklardan oluşan bir kontrol grubuyla karşılaştırılmamış olması, çalışmamızın başlıca kısıtlılıklarından biridir. Çalışmamız tanımlayıcı nitelikte olup, elde edilen veriler beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve çevresel maruziyetlerin erken ergenlik gelişiminde rol oynayabileceğini desteklemektedir. Bu nedenle, erken ergenlik tanısı alan çocukların yalnızca hormonal değil, aynı zamanda yaşam tarzı ve çevresel etkenler açısından da bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Erken ergenlik, ekran maruziyeti, fast food tüketimi, fitoöstrojenler, sedanter yaşam