Sahîh-i Buhârî Hadislerinin Türkçeye Aktarımı: Bibliyografik Bir İnceleme


Creative Commons License

Özcan M.

Akdeniz İlahiyat Dergisi, sa.4, ss.147-157, 2026 (Hakemli Dergi)

Özet

Bu çalışma, hadis literatürünün en güvenilir kaynaklarından biri olarak kabul edilen Sahîh-i Buhârî’nin Türkçeye yapılan çevirilerini ve Sahîh-i Buhârî hadislerinin Türkçedeki aktarım biçimlerini tarihsel bir perspektiften ele almayı ve genel bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Dinî metinlerin farklı dillere aktarılması, sadece bir dil çevirisi faaliyeti olmanın ötesinde, dinî bilginin daha geniş bir toplumsal tabana ulaştırılması, daha iyi kavranması ve farklı kültürel bağlamlarda anlam kazanması açısından oldukça önemli ve çok yönlü bir işlev üstlenmektedir. Bu çerçevede Sahîh-i Buhârî çevirileri ve Buhârî hadislerini içeren eserler, yalnızca dilsel bir aktarım süreci değil, aynı zamanda tarihî ve kültürel etkileşimlerin de bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Buhârî’nin derlediği hadislerin sıhhat açısından İslam dünyasında bir otorite olarak kabul edilmesi, onu diğer hadis kaynaklarından ayıran başlıca özelliklerden biridir ve Türkçe çevirilere gösterilen ilginin temel gerekçelerinden birini oluşturmaktadır. Hadis çevirilerinin tarihsel gelişimini bütüncül bir yaklaşımla inceleyen bu çalışma, betimleyici ve tarihsel bir yöntem esas alınarak hazırlanmıştır. Araştırmanın odak noktasını, Sahîh-i Buhârî’nin müstakil olarak yapılan çevirileri, muhtasar nitelikteki eserleri ve şerh içeren tercümeleri ile içinde bu eserden hadislerin yer aldığı diğer derleme eserlerin Türkçeye aktarımı oluşturmaktadır. İnceleme süreci, Müslüman Türk devletleri dönemi, Osmanlı Devleti dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti dönemi şeklinde üç ayrı tarihsel kesitte gerçekleştirilmiş ve her dönemin aktarım biçimi genel hatlarıyla ortaya konmuştur. Özellikle XI. ve XII. yüzyılları kapsayan Türk edebiyatının geçiş dönemi eserlerinde Sahîh-i Buhârî’den hadislere yer verilmiş olması, bu hadislerin erken dönem Türkçe dinî-didaktik literatür içerisinde yer bulduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu durum, erken dönem Türk edebiyatında bir hadis geleneğinin varlığına işaret etmektedir. Dinî metin çevirisinin edebiyat aracılığıyla görünürlük kazanması, kültürel hafızanın ve ortak dinî bilincin pekişmesine katkı sağlayan unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Osmanlı döneminde ise kırk hadis türündeki eserlerde Buhârî hadislerinin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu dönemde özellikle estetik kaygılar ve hafızada kalıcılık arzusu nedeniyle manzum çevirilerin tercih edilmesi, çevirinin dinî-didaktik ve edebî işlevini güçlendirmiştir. Hadis çevirileri ve derlemeleri, dinî bilginin farklı okuyucu çevrelerine ulaştırılması ve anlaşılır kılınması açısından önemli bir kaynak niteliği taşımıştır. Böylece hadislerin toplumun farklı kesimlerine ulaştırılması mümkün olmuştur. Cumhuriyet dönemi incelendiğinde, 1950 yılı öncesinde belirgin bir duraklama yaşandığı görülmektedir. Ancak 1950 sonrası süreçte hadis çevirilerinde görece bir canlanma başlamış, şerh niteliğindeki eserler ile kırk hadis derlemeleri tekrar ön plana çıkmıştır. Ayrıca çeviri faaliyetlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar tarafından kurumsal bir çerçevede yürütülmesi, modern dönemin dinî yayıncılık anlayışının bir göstergesi olmuştur. Sahîh-i Buhârî’nin farklı dönemlerde Türkçeye yapılan çevirileri, dinî bilginin tarihsel süreç içinde farklı türler ve ihtiyaçlar doğrultusunda nasıl aktarıldığını göstermesi bakımından önemli örnekler sunmaktadır. Ayrıca bu çalışma, dinî metin çevirisi ve hadis tercümesi literatüründe bütüncül biçimde ele alınmamış bir konuyu kapsamlı olarak incelemekte, literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu yönüyle çalışma, hadis tercümelerinin tarihsel bağlamda geçirdiği dönüşümleri kavramak, çeviri stratejilerinin zaman içinde nasıl evrildiğini görmek ve Sahîh-i Buhârî’nin Türkçe literatürdeki etkisini anlamak isteyen araştırmacılar için genel bir başvuru zemini sunmaktadır. Aynı zamanda İslam ilim geleneği içinde çeviri faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve kültürel adaptasyon kapasitesi hakkında önemli ipuçları sunmakta, hem ilahiyat hem çeviri bilimi hem de Türk dili edebiyatı alanında yapılacak ileri düzey araştırmalara bir zemin hazırlamaktadır.