THE WORD OF TRADITION - THE WORD OF THE AUTHOR: DIFFERENCES, SAMETIMES, TOGETHERNESS
Folklor akademi dergisi (Online), vol.8, no.1, pp.64-74, 2025 (Peer-Reviewed Journal)
- Publication Type: Article / Article
- Volume: 8 Issue: 1
- Publication Date: 2025
- Doi Number: 10.55666/folklor.1541617
- Journal Name: Folklor akademi dergisi (Online)
- Journal Indexes: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Page Numbers: pp.64-74
- Akdeniz University Affiliated: No
Abstract
In this study, while the concept of tradition is largely identified with oral culture, the author's word is discussed in the context of written culture. The aim of the research is to discover how the concepts of tradition, word, author and writing interact with each other. But first of all, it is taken into consideration how social relations are shaped by images and how they are expressed through language. Those who want to understand oral traditions must first understand the attitude of oral cultures towards speech. Because this attitude is different from the understanding of recording messages in written cultures. Each tradition has its own social outlook, and its examination plays an important role in understanding the effects of civilization on social life. When we try to understand the role of written and spoken forms in the construction of social reality, we encounter problems such as the inadequacy of language and vocabulary. This necessitates understanding how written texts corresponding to oral cultures have shaped social structures throughout history. Revealing the unique nature of writing and speech and re-evaluating this unity helps us understand how language and thought work together. The author not only records a reality through writing, but also transforms this reality into a different code by separating it from the verbal social context in which it gains its meaning. While oral texts are generally characterized by their fragmented structure and the close relationship they establish with the audience, written texts are defined by their more integrated structure and the distance they establish with the reader. However, speech creates concrete spaces that capture fleeting moments of time and transform them into knowledge. However, the power of voice and verbal expression is that they turn speech into artistic performance. Although the use of verbal and written codes for different purposes and methods makes it difficult to determine the differences between them, the main point is to see that a language of their own has been created. Both speech and writing are the presence of the past, the selective appropriation of memories that creates forgetting. As a social phenomenon, it is transmission and communication. Its roots are based on experience, sensitivity, and where one ends, there is always another. Word and writing are not pure data, one is not more than the other. They are therefore not what we can see or know about, but what it has become for us in the first place.
Bu çalışmada gelenek kavramı, büyük ölçüde sözlü kültürle özdeşleştirilirken yazarın sözü, yazılı kültür bağlamında ele alınmaktadır. Araştırmanın amacı gelenek, söz, yazar ve yazı kavramlarının birbiriyle nasıl etkileşime girdiğini keşfetmektir. Fakat her şeyden önce tüm bu kavramların, toplumsal ilişkiler ve imgelerle nasıl şekillendiği ve bunların dil aracılığıyla nasıl ifade bulduğu göz önüne alınmaktadır. Sözlü gelenekleri anlamak isteyenlerin öncelikle sözlü kültürlerin konuşmaya yönelik tutumunu kavraması gerekmektedir. Çünkü bu tutum, yazılı kültürlerin mesajları kaydetme anlayışından farklıdır. Her geleneğin kendine özgü bir toplumsal görünümü bulunmaktadır ve bunun incelenmesi, uygarlığın toplumsal hayat üzerindeki etkilerini anlamada önemli bir rol oynamaktadır. Yazı ve söz formlarının toplumsal gerçekliğin inşasındaki rolünü anlamaya çalıştığımızda dilin ve kelime dağarcığının yetersizliği gibi sorunlarla karşılaşırız. Bu da tarih boyunca sözlü kültürlere karşılık gelen yazılı metinlerin toplumsal yapıları nasıl şekillendirdiğini anlamayı gerekli kılmaktadır. Yazı ve sözün birbirine özgü doğalarını ortaya koymak ve bu birliği yeniden değerlendirmek dil ile düşüncenin nasıl bir arada çalıştığını anlamamıza yardımcı olur. Yazar, yazı aracılığıyla yalnızca bir gerçekliği kaydetmekle kalmaz aynı zamanda bu gerçekliği anlamını kazandığı sözlü toplumsal bağlamdan da ayırarak farklı bir koda dönüştürür. Sözlü metinler, genellikle parçalı yapıları ve izleyiciyle kurdukları yakın ilişkiyle karakterize edilirken yazılı metinler daha bütünleşik yapıları ve okuyucuyla kurdukları mesafeyle tanımlanır. Bununla beraber konuşma, zamanın geçici anlarını yakalayan ve onları bilgiye dönüştüren somut mekânlar yaratır. Ancak sesin ve sözlü anlatımın gücü, konuşmayı birer sanatsal performans hâline getirmesidir. Sözlü ve yazılı kodların farklı amaç ve yöntemlerle kullanılması aralarındaki farkların kesin olarak belirlenmesini zorlaştırsa da asıl mesele, kendilerine ait bir dilin yaratıldığını görebilmektir. Söz de yazı da geçmişin mevcudiyetidir, unutmayı yaratan anıların seçici bir şekilde sahiplenilmesidir. Toplumsal bir olgu olarak aktarımdır, iletişimdir. Kökleri deneyime, duyarlılığa dayanır ve birinin bittiği yerde daima biri mevcuttur. Söz ve yazı saf bir veri değildir, biri diğerinin daha fazlası da değildir. Bu nedenle onlar, hakkında görebildiğimiz ya da bilebildiğimiz şeyler değil her şeyden önce bizim için hâline geldiği şeydir.