TÜRK MEDENİ KANUNUN'UN KABULÜNÜN 100. YILINDA SOSYAL MEDYA VE KİŞİLİK HAKLARI


Sert Sütçü S.

TÜRK MEDENÎ KANUNU’NUN KABULÜNÜN YÜZÜNCÜ YILI SEMPOZYUMU, Tokat, Türkiye, 26 - 27 Mart 2026, ss.30-31, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Tokat
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.30-31
  • Akdeniz Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bireyin kişiliğini merkeze alan

yapısıyla modern Türk hukuk sisteminin temel taşlarından birini oluşturmuştur. Kanun, kişilik

haklarının korunmasını sistematik bir çerçeveye oturtarak bireyin şeref ve itibarını, özel

hayatını, adını, resmini ve kişisel değerlerini hukuki güvence altına almıştır. Kanunun

kabulünün 100. yılında, dijitalleşmenin hız kazandığı ve sosyal medya kullanımının gündelik

yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiği günümüzde, kişilik haklarının korunması yeni ve

çok boyutlu bir tartışma alanı doğurmuştur.

Sosyal medya platformları bireylere düşünce ve ifade özgürlüğünü geniş bir kitleye

ulaştırma imkânı sunarken; aynı zamanda hak ihlallerinin hızlı, yaygın ve kalıcı biçimde

gerçekleşmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle hakaret, iftira, kişisel verilerin izinsiz

paylaşımı, özel hayatın gizliliğinin ihlali, nefret söylemi ve dijital linç gibi olgular, kişilik

haklarının korunmasında klasik hukuk mekanizmalarının yeterliliğini sorgulatmaktadır.

Paylaşımların saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabilmesi, içeriklerin arşivlenebilir ve yeniden

dolaşıma sokulabilir olması, ihlalin etkisini ağırlaştırmakta ve telafisini güçleştirmektedir. Bu

durum, kişilik haklarının korunmasında önleyici ve hızlı müdahale imkânı sağlayan hukuki

araçların önemini artırmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun kişilik haklarına ilişkin hükümleri, sosyal medya kaynaklı

ihlaller bakımından da doğrudan uygulama alanı bulmaktadır. Hukuka aykırı saldırının

önlenmesi, durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması talepleri dijital ortamda

gerçekleşen ihlaller için de geçerlidir. Bununla birlikte, anonim hesaplar aracılığıyla işlenen

fiiller, içerik sağlayıcı ve yer sağlayıcıların sorumluluğu, sınır ötesi veri akışı ve uluslararası

yetki sorunları gibi hususlar uygulamada yeni hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Ayrıca ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki hassas dengenin somut olay

bazında titizlikle kurulması gerekmektedir.Bu bildiri, Türk Medeni Kanunu’nun kişilik haklarına ilişkin düzenlemelerini sosyal

medya bağlamında normatif ve uygulamaya dönük bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır.

Yargı kararları ve güncel gelişmeler ışığında mevcut koruma mekanizmalarının etkinliği

değerlendirilecek; ölçülülük ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki

dengenin nasıl kurulması gerektiği tartışılacaktır. Sonuç olarak, dijital çağın dinamiklerine

uyum sağlayan, hızlı ve etkili başvuru yollarını güçlendiren ve bireyin kişiliğini merkeze alan

bir hukuki yaklaşımın gerekliliği ortaya konulacaktır.