Müttefik Sessizliğinin Söylemi: 15 Temmuz Darbe Girişimine ABD, AB ve İsrail Tepkilerinde Söylemsel Çerçeveleme ve İhmal Yoluyla Güvenliksizleştirme
İletişim ve Diplomasi, sa.16, ss.59-85, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.54722/iletisimvediplomasi.1941140
- Dergi Adı: İletişim ve Diplomasi
- Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Sayfa Sayıları: ss.59-85
- Akdeniz Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışma, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve İsrail’in verdiği resmî tepkileri Kopenhag Okulu’nun güvenlikleştirme kuramı ile Robert Entman’ın çerçeveleme yaklaşımı ekseninde karşılaştırmalı çerçeve çözümlemesi yoluyla yorumlamayı amaçlamaktadır. Üç aktörün 15 Temmuz–30 Kasım 2016 dönemindeki resmî açıklamaları, basın toplantıları ve diplomatik açıklamaları üzerinde yürütülen inceleme neticesinde söz konusu aktörlerin hiçbirinin darbe girişimini varoluşsal bir güvenlik tehdidi olarak çerçevelemediği; bunun yerine kendi stratejik önceliklerini (ABD için Gülen’in iadesi ve İncirlik Üssü, AB için hukuk devleti ve katılım müzakereleri, İsrail için ise normalleşme süreci) söylemin merkezine taşıdığı tespit edilmiştir. Bu durumu kavramsallaştırmak maksadıyla çalışma, ‘ihmal yoluyla güvenliksizleştirme’ kavramını önermekte; söylemsel gecikme, söylemsel seyrelme, söylemsel yer değiştirme ve stratejik minimalizm şeklindeki dört pasif mekanizmayı tanımlamaktadır. ABD vakasında söylemsel gecikme, AB vakasında söylemsel yer değiştirme, İsrail vakasında ise stratejik minimalizm baskın mekanizma olarak işlemiştir. Karşılaştırmalı değerlendirme, en hızlı tepki veren aktörün en sert eleştirilen; en geç tepki veren aktörün ise en az eleştiriyle karşılanan konumuna yerleştiğini göstererek kriz iletişiminde söylemsel içeriğin zamanlamadan daha belirleyici olabileceğini ortaya koymaktadır. Çalışma, müttefik ve ortak devletlerin tepkilerindeki söylemsel farklılaşmanın Türkiye’nin Batı ile ilişkilerindeki yapısal kırılmanın iletişimsel köklerini aydınlattığını ileri sürmekte; kriz iletişimi ve kamu diplomasisi literatürüne devletler arası kriz anlarında söylenmeyenin söylenenden daha belirleyici olabileceğini göstermek yoluyla katkı sunmayı hedeflemektedir.
This study interprets the official responses of the United States, the European Union and Israel to the July 15, 2016 coup attempt in Turkey through a comparative frame analysis grounded in the Copenhagen School’s securitization theory and Entman’s framing approach. Drawing on official statements, press conferences and diplomatic communiqués issued between July 15 and November 30, 2016, the analysis finds that none of the three actors framed the coup attempt as an existential security threat; each instead placed its own strategic priorities at the centre of discourse (the Gülen extradition and İncirlik for the United States, the rule of law and accession negotiations for the European Union, and the normalization process for Israel). To conceptualise this pattern, the article proposes ‘desecuritization by omission’ and identifies four passive mechanisms: discursive delay, discursive dilution, discursive displacement and strategic minimalism. Delay is dominant in the US case, displacement in the EU case, and strategic minimalism in the Israeli case. Comparative evaluation further shows that the actor with the most immediate response drew the harshest criticism, while the one with the latest response is received most favourably, demonstrating that in crisis communication the content of discourse may be more decisive than its timing. The study argues that this discursive divergence illuminates the communicative origins of the structural rupture in Türkiye’s relations with the West, and contributes to crisis communication and public diplomacy scholarship by showing that, at interstate moments of crisis, what is left unsaid may prove more decisive than what is uttered.