Tez Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Türkiye
Tez Danışmanı: Burcu Emine Tefon Öztürk
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Desteklendiği Program: Diğer
Özet:
Staphylococcus hominis Gram-pozitif, kok şeklinde, üzüm salkımına benzer kümeler oluşturan fırsatçı bir patojendir. Bu bakteri türü diğer stafilokoklarla birlikte insan mikrobiyotasında yer alır ve yaygın olarak baş, kol, koltuk altı ve bacaklarda bulunur. Ancak bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde veya hastane ortamlarında fırsatçı patojen olarak bakteriyemi, endokardit, cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlara neden olmaktadır ve bu semptomların insidansı giderek artmaktadır. Bakterinin aynı zamanda antibiyotiklere hızlıca direnç geliştirdiği ve bu nedenle enfeksiyonların tedavilerini zorlaştırdığı bilinmektedir.
Ampirik antibiyotik kullanımı, özellikle hastalığın etkeni net olarak tanımlanmadan geniş spektrumlu antibakteriyel ajanların uygulanması, fırsatçı patojenler arasında yer alan S. hominis gibi koagülaz-negatif stafilokokların direnç geliştirmesi açısından önemli bir risk faktörüdür. Özellikle kateter ilişkili enfeksiyonlar veya implant yüzeyi kolonizasyonlarında, ampirik tedavilerin hedef dışı etkileri nedeniyle S. hominis gibi normal deri mikrobiyotası üyeleri biyofilm oluşturma yetenekleri nedeniyle de dirençli enfeksiyon etkenlerine dönüşebilmektedir. Bu nedenle bu bakterilerin tedavisinde antibiyotik direnç profilleri, biyofilm oluşturma kapasiteleri göz önünde bulundurulmalı ve hedefe yönelik tedavi uygulanmalıdır.
Bu tez kapsamında 41 adet klinik S. hominis izolatının hemolitik aktiviteleri kanlı agar yöntemiyle ve antibiyotik duyarlılık profilleri ise farklı antibiyotik gruplarına üye toplam 11 antibiyotik ile disk difüzyon yöntemi kullanılarak bakılmış ve aynı zamanda antibiyotiklerin minimum inhibitör konsantrasyonları belirlenmiştir. Buna göre 41 izolatın %46.3’ü beta, %53.7’si gama hemolitik aktivite göstermiştir. İzolatların tamamının antistafilokokal antibiyotiklerden klindamisine dirençli olduğu görülmüştür. Bunu 37 izolatla (%90.2) eritromisin, 34 izolatla (%82.9) metisilin ve 26 izolatla (%63.4) trimetoprim-sulfametoksazol direnci takip etmiştir. Kloramfenikol antibiyotiğine ise tüm izolatlar duyarlıdır. 41 izolatın 40’ı (%97.6) çoklu ilaç direncine sahipken kalan 1 tanesi sadece klindamisine direnç göstermiştir. İzolatların aynı zamanda biyofilm üretimleri ve siderofor aktiviteleri araştırılmıştır. Biyofilm üretimleri kristal viyole bağlanma testi ile kantitatif olarak tayin edilmiş ve 41 izolatın 31’i (%75.6) kontrol suşuna göre anlamlı olarak daha yüksek biyofilm üretimi göstermiştir. Sadece 1 izolat (%2.4) daha az; kalan 9 izolat (%22) ise benzer biyofilm üretimi göstermiştir. Ek olarak, Stafilokokal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan eritromisin, tetrasiklin, trimetoprim-sulfametoksazolve vankomisin antibiyotiğinin minimum inhibitör konsantrasyonunun alt değerlerinde (sub-MİK) biyofilm üretimleri araştırılmıştır. Eritromisin antibiyotiğinin ½ MİK değerinde çalışılan 5 izolatın 4 tanesinde biyofilm üretimi azalmıştır (p<0.05). Tetrasiklin antibiyotiğinin ½ MİK değerinde izolatların biyofilm üretimine bakıldığında bu izolatlar arasında ATF-2 ve ATF-29’da artış, ATF-33’te ise azalış görülmüştür (p<0.05). Vankomisin antibiyotiği ½ MİK değerinde çalışılan 31 izolatın 15 tanesinde (%48.4) biyofilm üretim artışı görülürken; 6 izolatta ise (%19.4) azalış gözlemlenmiştir (p<0.05). Trimetoprim-sulfametaksazol antibiyotiğinin ½ MİK değerinde ise, ATF-1, ATF-2, ATF-6 ve ATF-39’da biyofilm üretimi artarken; ATF-31 ve ATF-33’te düşüş görülmüştür (p<0.05). Siderofor aktiviteleri incelendiğinde ise 41 izolat arasından hiçbiri kontrol suşundan yüksek ya da benzer siderofor aktivitesi göstermemiştir.
Sonuç olarak, sıklıkla göz ardı edilseler de özellikle fırsatçı patojenler hem antimikrobiyal direnç yayılımında gen kaynağı olabilmeleri hem de bakterilerin virülans özelliklerini gösteren çoklu antibiyotik dirençlerine sahip olmaları, biyofilm üretebilmeleri ve hemoliz yapabilme özellikleriyle enfeksiyon hastalıkların oldukça önemli bir rol oynamaktadırlar. Bu çalışma, klinik S. hominis izolatlarının, özellikle hastane kaynaklı enfeksiyonlarda yukarda bahsedilen nedenlerle göz ardı edilmemesi gereken ve literatürde hakkında az çalışma yapılmış bir patojen olduğunun altını çizmektedir. İzolatların neredeyse tamamının çoklu ilaç direncine sahip olması ve hepsinin biyofilm üretebilmesi özellikle bu bakterilerin tedavisinde ampirik yaklaşımların başarısız olabilme riskini açıkça göstermektedir.