The Philosophical Criticism of Kieslowski’s Dekalog II in the Framework of Existential Anxiety


Ersümer O.

YEDİ: SANAT, TASARIM VE BİLİM DERGİSİ, no.29, pp.1, 2023 (Peer-Reviewed Journal)

Abstract

In Dekalog (1988), Krzysztof Kieslowski discusses the Ten Commandments in a series of ten episodes, through stories from the everyday life of Poland in the 1980s. However, it highlights existential dimensions rather than religion. In Dekalog II (Kieslowski, 1989), characters struggle with constant existential anxiety in the face of obstruction, pain, disease, and death. For Kieslowski, looking at our anxious state is a way to approach human reality. He places his characters in various impossibilities and forces them to make existential choices. On the ground of existential anxiety, he reinterprets the moral rules imposed by the religious commandments through an ethical perspective. He produces thoughts in ethical context around the question What is the right action to take? This paper aims to produce a philosophical criticism of the movie Dekalog II within the framework of the concept of existential anxiety. The method of philosophical criticism focuses on the work itself and questions its message. It discusses human relations, opportunities for experience and action, and ethical values highlighted by the work as well as the meanings produced by them. It assumes that the concept of existential anxiety will shed a light on the film and form a basis for its philosophical criticism. The first part defines the concepts of anxiety and existential anxiety, the second part looks into how Dekalog II reflects existential anxiety through the main characters, and the last part attempts a philosophical criticism of the film. In conclusion, the most important ethical value in Dekalog II is not to harm others or to care for them. Kieslowski favors ethical values in his film; his goal is to point out and expand human ethical possibilities. Ethical action in Dekalog II is a potentiality that matures with existential anxiety and can be reached with the attitude of showing scrupulousness to being. It is thought that this research will contribute to the literature in terms of the original connections between Kieslowski cinema, the concept of existential anxiety, and philosophical criticism.

Dekalog’da (1988) Krzysztof Kieslowski, On Emir’i, 1980’li yılların Polonya’sının günlük yaşamından hikayeler aracılığıyla, on bölümlük bir dizi ile ele alır. Ancak, dinden çok, varoluşsal boyutları öne çıkarır. Dekalog II’de (Kieslowski, 1989) karakterler darlık, acı, hastalık ve ölüm karşısında sürekli varoluşsal kaygıyla boğuşurlar. Kieslowski için, kaygılı halimize bakmak, insan gerçeğine yaklaşabilmenin bir yoludur. Karakterlerini çeşitli olanaksızlıklar içine yerleştirip onları varoluşsal seçimler yapmaya zorlar. Varoluşsal kaygı zemininde, dinsel buyruklarla gelen ahlaki kuralları, etik perspektif aracılığıyla yeniden yorumlar. Doğru eylem nedir? sorusu etrafında, etik bağlamda düşünceler üretir. Çalışmanın amacı Dekalog II filminin felsefi eleştirisini varoluşsal kaygı kavramı çerçevesinde ortaya koymaktır. Felsefi eleştiri yöntemi, eseri odağa alır ve onun iletisini sorgular. Eserin hangi insan ilişkilerini, hangi yaşantı ve eylem olanaklarını, hangi etik değerleri öne çıkardığını ve bunların anlamlarını tartışır. Varoluşsal kaygı kavramının filme açıklık getireceği ve felsefi eleştirisine bir temel oluşturacağı varsayılmıştır. İlk kısımda kaygı ve varoluşsal kaygı kavramları tanımlanmış, ikinci kısımda Dekalog II’nin varoluşsal kaygıyı ana karakterler üzerinden nasıl yansıttığı incelenmiş ve son kısımda, filmin felsefi eleştirisi yapılmıştır. Sonuç olarak, Dekalog II’deki en önemli etik değer insanlara zarar vermemek, onlara ihtimam göstermektir. Kieslowski filmde, etik değerlerden yanadır; hedefi, insanın etik olanaklarını işaret etmek ve onları genişletmektir. Etik eylem, Dekalog II’de, varoluşsal kaygı ile olgunlaşan ve varlığa titizlik göstermek yönünde bir tavırla ulaşılabilen bir olanaktır. Araştırmanın Kieslowski sineması, varoluşsal kaygı kavramı ve felsefi eleştiri arasında kurduğu özgün bağlantılar açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.